HEVES UĞRUNA

  Pırıl pırıl bir ilkbahar günü, ılık bir sabaha uyandı çiçekler. Bir anne şefkatiyle okşadı başlarını güneşin ilk ışıkları. “Günaydın!” dedi

   Papatya, Menekşe,Lale, Karanfil ve Gül ard arda uyanıp “günaydın!” dediler. Hep bir ağızdan teşekkür ettiler Güneş’ e. Işığına, sıcaklığına, varlığına…

   Dünyanın en güzel bahçesiydi bu. En güzel kokan çiçekler, en canlı renkler bu bahçedeydi. Kimselerin bilmediği, uğramadığı bir yerde birbirlerine saygıları sevgileri ziyade, kıskançlık, bencillik ve tüm kötü huylardan uzak, kendi hallerinde öyle mütevazi bir yaşamdı bu… Her gün tatlı bir bahardı!…

    Bir gün uzaklardan misafirler geldi bahçeye. Arılar diyarından gelen arılarız dediler. Bahçeyi gezdiler. Daha önce böyle bir güzellik böyle bir varlık görmemişlerdi. Hayran oldular. Ellerinde çeşitli hediyelerle ilkin Gül’e kondular.

    -Hoş geldiniz dedi Gül. Elimiz ayağımıza dolandı kusura bakmayın Pek alışkın değiliz misafirlere ama konuksever çiçekleriz biz. Ne ikram etsek size?

   -Hiç bir şeye gerek yok, zaten en güzel şeyi ikram ettiniz bize, dedi arıların sözcüsü, gül kokusunu içine çekerken.

     Dünyayı merak eden, tanımak isteyen bahçedeki çiçekler arılarla dalıp gittikleri koyu sohbette dünyada kendileri gibi güzel kokan çiçekler olup olmadığını sordular. Bu zaafı değerlendirmek isteyen arılar ellerindeki hediyeleri tek tek dağıtırken: 

   -Bakınız bu parfümler dünyanın diğer bahçelerinden elde edilmiştir. Şimdi bu kokuların sahipleri çok zengin, daha güçlü ve ünlü oldular. Hepsi biz arılar sayesinde. Belki siz de onlar gibi olabilirsiniz. Bunları bütün bahçeye dağıtınız ve kullanınız lütfen, dediler ve yine geleceklerini söyleyip uçup gittiler.

   O akşam çiçekler parfümleri hevesle kullandılar. Bu kokuların sahipleri olan çiçeklere çok özendiler. Kendilerini kimseler tanımadığı içinse hayıflandılar. İçlerini tanımadıkları bir duygu sardı o gece. Mutsuzluk tadında uykuya daldılar.

   Her sabah olduğu gibi Güneş “Günaydın!” dedi. Birkaç çiçekten başka karşılık veren olmadı. Üstelik çoğu halen uykudaydı.

   Arılar tekrar geldiğinde çiçekleri dünyaya açılma konusunda hevesli gördüler. Madem durum böyleydi bir anlaşma yapmaya karar verdiler. Arılar yakında çiçeklerin kokularını ve ballarını alacaklar, dünyaya tanıtacaklardı. Pazarda rağbet görürlerse bahçe turizme de açılacaktı, ancak bütün bunların karşılığında arılar da gelirden paylarını alacak ve karşı çıkan çiçek olmayacaktı.

   Arılar gidince bahçede tartışmalar başladı. Yaşlılar bu durumdan huzursuz oldu, gençlerin çoğu yeni bir yaşam için can atıyordu, az sayıda bir grup yüksek sesle karşı çıkıyor, bir kısım çiçekler ise istemese de sessiz kalmayı yeğliyordu. Oylama yapıldı, karşı çıkanlar azınlıktaydı.

   Anlaşma gereği çiçekler ballarını ve kokularını verdiler. Uzun zaman gelen giden olmadı. Beklemekten sıkıldıkları bir anda Arılar göründü. Haberler iyiydi. Çiçeklerin ürünleri piyasada beğenilmişti. Yakında bahçe ziyaretçi akınına uğrayabilirdi. Hazırlıklı olmalıydılar.

   Başta her şey yolunda gitti. Bahçenin ünü duyuldukça gelen giden eksik olmadı. Bahçe üne kavuştu, toprağını genişletti, daha kalabalık, daha güçlü bir bahçe oldu. Ancak bir yandan balları alınıyor bir yandan kokuları için çiçekler götürülüyor, bir yandan ziyaretçilerin hor davranışlarıyla bahçe kirleniyordu. Gel zaman git zaman iyi niyetli bahçede eski düzen kalmadı. Hoyrat eller tarafından çiçekler koparıldı, dallar kırıldı. Her türlü haşarat bahçeye dadandı, türlü türlü böcekler içeriye doluştu. Bit sürüleri akın etmeye başladı. Sonunda çiçekler zayıfladı güçsüz kaldı.

   Durumu gören karşı çıkan çiçeklerin toprağına el koyuldu. İsyan eden Güller zorla kesilip dalından, pazara götürüldü. Duygu tacirlerinin eline düştü Gül. Köle gibi satıldı. Bir çeşit gurbetlere sürüldü.

 Geride kalanlar ağıtlar yaktı kesilen çiçeklere.

 Dertlerini söylediler türlü şekillerde.

“Bir canım pazarda gözleri bağlı

  Merhamet yanımda kardeşlik darı

  Satıla satıla kalmadı varı

  Tükendik yar, vuslatımız ne zaman?” diye değişen dünyalarını anlattı bir Gül.

  Çiçeklerin ürünlerine talep azaldıkça azaldı.

  Bundan böyle bahçede hüzün vardı, artık mevsimlerden hazandı. Bahçe perişan elbette bin pişmandı.

    Bir ses duyuldu bir gün. Bir araba durdu bahçenin yanında. Birkaç insan indi içinden. Bahçeyi ölçtüler uçtan uca, orta yere bir tabela dikip gittiler. Tabelanın üzerinde “Satılık” yazıyordu.

    Bir gün kelebeğin biri bahçeyi görmek istedi.  Ama bahçenin yerinde bir apartman buldu. Avlusunda oturan yaşlı bir kadına rastladı. Ona bahçeyi sordu. Yaşlı kadın ona bahçeyi satın aldıklarını üstüne bu evi yaptıklarını söyledi.

-Hiç güzel görünmüyordu, belki şu köşeye daha güzel bir çiçek bahçesi yaparım. Gelecek bahar tekrar gelirsen görebilirsin, dedi.   

Salih BİRCAN ,  Nisan 2011, Objektif Gazete Strazburg

FRANSA/ Toul,Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmeni

s.bircan1@hotmail.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: