Azadı Bekleyen Huylar

İlköğretim birinci sınıfa giden öğrenciyi öğretmeni çağırır. Bir önceki gün verdiği okuma ödevlerini yazarak okumasını ister. Öğrencilerini bir an önce okumaya geçirmenin heyecanı içinde olan genç öğretmen, çocuğun okumakta her zamanki gibi çok zorlandığını görür. Kendini tutamaz ve şöyle der:

     –   Yine çalışmadan gelmişsin çocuğum. Arkadaşların çok çalışıyorlar ve onlar okumaya geçiyorlar. Sen de çalış, bak yoksa kulaklarını çekerim!

Söz ağızdan çıkmıştır bir kere, geri dönüşü yoktur. Öğretmen:“Eyvah, böyle bir hatayı nasıl yaptım” der içinden. Dilinden çıkan ok karşısındaki küçücük sabiyi nasıl da yaralayacaktır şimdi. Pişmanlık içinde tam kendini suçlayacakken çocuk başlar kıkır kıkır gülmeye.

Genç öğretmen, çocuğun bu söze gösterdiği tepki karşısında hayrete düşmüştür. Şaşkınlık içinde sorar:

     –   Neden gülüyorsun?

Birinci sınıf öğrencisi tüm doğallığı ve saflığı ile halen kıkırdarken:

–         Çok komik, der. 

Minik öğrencisinin kulak çekmenin bir şiddet olduğunu henüz bilmediğini anlayan öğretmen bir nebze rahatlar ve gülümseyerek:

–          Evet, gerçekten komik, der ve öğrencinin velisine bir not yazar.

Eğitimin bir sacayağına benzediğini, öğretmen- öğrenci – aile üçlüsünün onun üç temel ayağını oluşturduğunu bilen öğretmen aileyle temasa geçer. Çocuğun öğrenme sürecini zamana yayar. Çocuk sevgi, hoşgörü ve ilgi ortamında sene sonuna kadar okuma yazmayı başarır.

Bu anıyı asla unutamayan öğretmen, zamanla mesleğine aşık olur, çocukları tanıdıkça onları daha çok sevmeye başlar ve:

 “Beyaz bir sayfa karşımda derim

  Her gün bir resim çizer giderim

 Gün olur tabloda belirir rengim

 Ben bir öğretmenim bu sevda benim”   dörtlüğünü yazar.

Bahsedilen o beyaz sayfa çocuktur. Üzerine her gün resim çizdiğimiz, hangi renklere boyamışsak o renklerle dolacak temiz bir sayfadır çocuk. Ailesi olarak boyarız onu, öğretmeni olarak boyarız, arkadaşları olarak boyarız, çevre ve toplum olarak boyarız… Gün gelir bizim tablo çıkacaktır ortaya. Ne çizmiş, ne boyamışsak elbette onu seyredeceğiz tablomuzda.

Sınıflarımızda öğrencilerimizin hepsi şen şakrak, barışçıldır. Kimi suskun, içe kapanıktır, kimi konuşkan ve atılgan. Bir bakıyorsunuz en ufak bir çıkmazda ağız dolusu küfürler. Aman Yarabbi! El kol hareketleri gırla gidiyor. Ummadığınız çocuklar dışarıda kavgaya tutuşuyor. Kötülük nedir aslında bilmiyorlar, hele ettikleri küfrün gerçek manasını bileceklerini hiç sanmıyorum. Araştırıyorsunuz. “Senin elin armut mu topluyor, sen de vur.”diyen öğütler, çocuğun yanında rahatça edilen küfürler, izlenen izlettirilen filmlerin içeriği hepsi aile ortamında öğreniliyor ve çocuğun davranışlarına yansıyor.

İnternet oyun salonlarına uğrayıp bir göz atınız. Çoğu çocuk yaşta olan yeni yetmelerin bilgisayar ekranlarında silahlar patlıyor, bombalar ölüm saçıyordur. Sanal aleme dalan çocukların oyunlarda insan öldürmenin zevki ile tatmin olduklarını göreceksiniz(!) İnsan hayatının hiçe sayıldığı, öldürmenin sıradanlaştığı, insanların robotlaştırıldığı, vicdan kelimesinin adının bile anılmadığı oyunlarla neyi öğreniyorlar dersiniz. Bunların yerine merhamet ve vicdan kelimelerini öğretsek çocuklarımıza. Kutsal aile ocaklarımızda onlara kuşların, arıların, karıncaların, balıkların ve böceklerin dünyasını izlettirsek filmlerle. İnsan ve hayvan sevgisi uyandırmaya çalışsak olmaz mı? Akvaryumda beslediği bir balık, saksıda her gün su verdiği bir çiçek olamaz mı?

 Ve soramaz mı insan, iç dünyasında ne tür renkler var? Dönüp bakamaz mı kendisine? Küfre mi, şiddete mi, sigaraya mı sarılır, içkiye mi bir sıkıntıya düştüğünde, yoksa kimselerin bilmediği gizil bir davranışa mı? Dalgaların sahile bıraktığı kokuşmuş atıklar gibi içimizde birikmiş kötü huylar var. Biz de bir yerlerden öğrenmişiz, alışkanlık edinmişiz mutlaka. Bir aciz anımızda kıyımıza vuruyor, pis kokusunu etrafına salıyor, can yakıyor …  Zararı da kendimiz ve yakınlarımız görüyor. En çok da çocuklar. İçimizde gerçekten azadı bekleyen kötü huylar var.

  İzlediğim eğitim konulu bir seminerde konuşmacının söylediği şu söz kulaklarımdan asla silinmemiştir. Paylaşıyorum. “Hiçbir yanlışı çocuklarınıza örnek olarak dahi göstermeyiniz.”

    Hoş bakınız zatınıza. Sevgiyle kalınız. 

Salih BİRCAN

FRANSA/TOUL

Aralık 2011

s.bircan1@hotmail.com

2 Yanıt

  1. Tebrikler Salih öğretmenim çok güzel bir paylaşım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: