BABAM

“Ben umman sanırdım meğer damlaymış

  Çok zaman bilirdim kısacık anmış

  Hayat da aldatır, geçer gidermiş

  Yazgıya noktayı koyup gittiler.”

      Uzaktan el mi sallıyorlar buradayız diye? Yoksa bir ağıt yakmışlar da tutuşmuş mu ucundan yürekleri, nedir böyle ahenkle iki yana salınışları şu selvilerin?

Düşünceler, yüreğini ezen bir hüzne bıraktı yerini. Gözyaşlarını tutmaya ve duygularını bastırmaya çalışırken usulca babasının kabri başına vardı. Mezar taşını bir çocuğun başını okşar gibi okşadı. Mezarın yanına çöküp toprağına el sürerken bir yanardağdan taşan alevler gibi boşalıverdi gözyaşları. Kendini toparlamayı başardığında sesi boğukça “babam!” diyebildi sadece. Uzun bir suskunluğun ardından yüreğini açmaya başladı babasına:

     “ Erken gittin babam… Çok erkendi gidişin ve zamansız. Ama kim bilebilir ki ne zaman gideceğini? Gideriz işte… öylesine habersiz. Sen de gittin.

    Anladım ki sen de pek yaşlı sayılmazmışsın o zamanlar ve ben de büyüdüğümü sanıyormuşum. Ne kadar aldanmışım.

      Oysa planlarım vardı ikimize dair. Şöyle bir adam olayım, hele bir de mesleğimi elime alayım, ilk işim senle karşılıklı oturmak olacaktı. Adam adam konuşacaktık, sana çay ısmarlayacaktım ve ne istersen alacaktım. İstersen sana dükkan bile açacaktım ve patronu da sen olacaktın üstelik. Dedim ya erken gittin babam…

      Annem : “Evimin direği yıkıldı!” diye feryat figan ağladı ya sen gidince. Haklıymış.

      Hatta sen bir çınar ağacı gibiymişsin meğer babam. Hani o ulu ağaçların dallarında kuşlar yuva yapar, gölgesinde dinlenir serinlersin, huzur bulur, soluklanırsın. Sırtını yaslarsın ya güven verir bu insana. Sen de bizim için öyleydin. Gölgen bile yetiyormuş bize meğer, güç katıyormuş nefesin hanemize.

      Evli barklı ağabeylerim, ablalarım ve bütün yeğenlerle birlikte her ramazan, her kurban bayramında, her önemli günde senin yanında toplanırdık. Derdim ki ne kalabalık aileyiz neşe içinde. O bayramların tadı bambaşkaydı babam. O neşeli bayramları ilk senle yitirdik. Annem de vefat edince ardından bayramların bir tadı kalmadı benim için. Kardeşler toplansak da bir araya zaman buruk geçiyor, konuşmayan, yemeyen, içmeyen bir sessizlik oturuyor sanki yanı başımızda. 

      Biliyor musun sen gidince daha bir olgunlaştım,  daha bir hırslandım babam. İşimi kazanmak için senin deyiminle namerde muhtaç olmamak için çok çalıştım. Çalışkanlık hep kazandırdı bana.

       Ne acıdır ki hayat çabuk öğretiyor veya çabuk öğreniyor insan dünyada en çok değer verilen şeyi. Sana en çok ihtiyacım olduğu anlarda adını söylemekten bile nefret ettiğim şeyi. Maalesef onun yüzünden, bulaşıcı bir hastalıktan kaçar gibi kaçan ve onun hürmetine en yakının oluveren insanlar var. Senden öğrendim babam helal kazanılan “para”nın haram olan milyarlardan üstün olduğunu. Aileyi geçindirmek için çalışmanın ve helalden kazanmanın da bir baba için ibadet olduğunu. Ve ben de hep seni örnek aldım hayatım boyu.

     Şunu da öğrendim ki babam, dünyada para denilen şey bir araç ama asla bir amaç değilmiş. Ve para kazanmak değil asıl amaç gönül kazanmakmış.

      Yüreğim hep ezikti yaşarken, güçlü olmaya çalışırken, gülmeye verirken kendimi. Bir yanım yoktu sanki, o sırtımı yasladığım yanım boştu. Yine de ayakta durmayı çabuk öğretiyor hayat, küçücük kuşların uçmayı öğrenmesi gibi. Kanatlarını açmalısın, uçsuz bucaksız boşluğu kucaklamalısın ve kabul etmelisin ki yalnızlığı, tek başına uçmayı başarıp kalabalıklara karışabilesin.

     Tek başına uçmayı öğrenmek de, tek kalmak da hayatta zor zanaat babam. İnsanın onu olduğu gibi kabul edecek, bazen eksiklerini yüzüne söyleyecek, düştü mü kaldıracak ve yeniden yola koyuverecek dostlara ihtiyacı varmış. Bu dost bazen eşi oluyormuş insanın. Mutlu bir evliliğim var söyleyeyim. Allah bozmasın.

     O kalabalıklarla birlikte yol alabilmek de öyle kolay değilmiş babam. İlk seni soruyorlar insana. Ben şanslıyım ve gururla taşıyorum adını. Nereli olduğunu soruyorlar mesela. Kendilerince ayrılıklar çıkarmışlar hayatı dar ediyorlar insana. Kendilerine benzemeni istiyorlar en çok, benzemeyeni de dışlayıveriyorlar. Hep onlarla ol istiyorlar veya sevmedikleriyle olmamanı. Peki bu ayrılıklar niye babam? Hepimizin babası “Adem” değil mi?

 Salih BİRCAN

FRANSA/ Toul, Haziran 2011

 Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmeni

s.bircan1@hotmail.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: